ARAMA
Makaleler
18.07.2021

Teknik
kadın işidir

Sahnenin bir dolup bir boşaldığı ve işlerin kaldığı yerden devam ettiği müzik endüstrisindeki toplumsal cinsiyet dengesizliği hakkında...

Gülşah Görücü

Celui Qui Tombe (Düşen Kimse) modern dans performansı, 2018. (Fotoğraf Gülşah Görücü'nün izniyle kullanılmıştır.)

Makale

18.07.2021
11 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Gülşah Görücü

Sosyolog, radyo programcısı, booker ve müzik eleştirmeni Gülşah Görücü 2007 yılından bu yana müziği düşünüyor, konuşuyor ve yazıyor. Kent ve bağımsız müzik ilişkisi üzerine akademik çalışmaları bulunan ve yakın zamanda...
Devamını Oku...

Etiketler

PAYLAŞ

Sahnenin bir dolup bir boşaldığı ve işlerin kaldığı yerden devam ettiği müzik endüstrisindeki toplumsal cinsiyet dengesizliği hakkında tekrar tekrar aynı tespitleri yapıyoruz vesselam ve pek bir ilerleme kaydedebiliyor gibi görünmüyoruz. Yine de, alanında profesyonel kadınlardan oluşan mesleki dayanışma ağları oluşturmayı ve sesle ilgili atölye çalışmaları, seminerler ve eğitim oturumları aracılığıyla onlara rol modeller sunmayı amaçlayan pek çok girişim ülkemizde de mevcut. Bu yazıda, söz konusu girişimlerin ortaya çıkmasına vesile olan müzik ve kültür-sanat endüstrisi meslek hayatına, profesyonel çalışma koşullarına ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine göz atıyoruz.

Kadınların, müzik üretiminin teknik iş gücüne katılma konusunda yaşadıkları güçlükler ve maruz kaldıkları heves kırıcı sözlerden ötürü kendilerine uyguladıkları öz sansürden ilk defa bahsedecek kişi ben değilim. Müzik endüstrisindeki kadın ses mühendisi ve yapımcı sayılarının azlığı, hatta bu sayının bazen bir elin beş parmağını geçmediği gerçeği, elimizde tuttuğumuz ve uzun yıllardır da indirecek ve tartışacak müsait bir zemin bulamadığımız ağırlıkta bir konu aslında. “İşte dünyanın en iyi 10 kadın müzik prodüktörü/ses mühendisi” ve benzeri başlıklı internet içerikleri1 yüzünden bu konunun temel açmazları ana akım medyada artık bir haber değeri bile taşımıyor. Söz konusu listelerde isimleri geçen başarı timsali kadınlara sorsanız, mesleki başarılarının karşılarına çıkan minik şanslar, iyi insanlar ve birlikte çalıştıkları sanatçıların endüstrideki nüfuzlarından ötürü gerçekleştiğini söyleyeceklerdir. Halbuki ‘‘dünyanın en iyi 10 kadın...’’ diye başlayan bu yazılar, listeledikleri kişilerin hayatlarını bir grup hiyerarşik ve steril bilgi eşliğinde anlatır ve meselenin odak noktası eşit hak-eşit ücret ibaretmiş gibi yapıp (ki bu mesele başlı başına önemlidir, bu inkâr edilemez bir gerçek) sahneden uzaklaşır. Sahnenin bir dolup bir boşaldığı ve işlerin kaldığı yerden devam ettiği müzik endüstrisindeki toplumsal cinsiyet dengesizliği hakkında tekrar tekrar aynı tespitleri yapıyoruz vesselam ve pek bir ilerleme kaydedebiliyor gibi görünmüyoruz.

Her teknik alanda bir toplumsal cinsiyet engeline denk geldiğimiz doğru, ancak kadınların müzik endüstrisinde katetmek zorunda oldukları güzergâh diğerlerine kıyasla daha engebeli ve onların taşıdığı potansiyeli görmek adına pek de yapıcı değil. Bir banker kadar rekabetçi ve bir elektron kadar kararsız müzik endüstrisinin bu güzergâh üzerine uyguladığı ek baskılar da cabası. Covid-19 küresel salgınının ilk aylarından beri devam eden canlı sanat performans işletmelerinin yönetilememe krizi (bu işletmeler kültür-sanat ekonomisinin büyük bir kısmını oluşturuyor), bu alanda çalışan pek çok müzik emekçisinin işini bırakmasına, enstrümanını kırmasına, hatta bir kısmının kendi hayatlarına son vermelerine sebep oldu. Peki her mesleki adaletsizlik sorunun faturasını Covid-19’a kesmek ne kadar doğru? Zamanı biraz geriye sarıp festivallere gittiğimizi günleri hatırlayalım ya da bir tiyatro sahnesinin koltuklarında yerimizi aldığımızı hayal edelim. Zihnimizde nasıl sahneler canlanıyor? Perdeler iner, ışıklar dikkatinizi çeker, bu ışıklar nereden geliyor diyerek gayriihtiyari arkanızı dönersiniz ve masanın arkasında duran kişi ekseriyetle bir erkektir. Hatta bir erkek de ışık masasının yanındaki ses masasının arkasında görürsünüz. O zamanlar bu durumu pek de garipsemezdik, değil mi? İşte hâlâ yeterince garipsemiyoruz.

Kültür-sanat endüstrisinde, özellikle Türkiye’ye baktığımızda, karar verici mekanizmaların kümelendiği C-Level pozisyonlarda görev alan yöneticilerin kayda değer bir kısmının kadınlardan oluştuğunu görüyoruz. Bu tablo elbette sevindirici, yükseklere bakınca “her şey yolunda” gibi görünüyor ancak endüstrinin başka iş kollarına bakıp, pek çok şeyin yolunda olmadığını görmemiz ve birbirimizi uyarmamız gerekiyor. Örneğin, lubunya iş gücü Türkiye kültür-sanat endüstrisinin lokomotifi ve bu güç gerçekten de kültür-sanata yön verecek ve ekonomisini dönüştürecek kadar kuvvetli ve kudretli. Ancak kadınların bu endüstrideki teknik rollerdeki varlığı için aynı şeyi söyleyemiyoruz. Yine şaşırtıcı gelmeyecek şekilde, kadın var hâlâ gişede bilet satıyor, kadın var sahnede başrol oynuyor, kadın var performans ardından seyircilerden kalan çöpleri topluyor, ancak mekânın tavanındaki kirişlere ışık bağlayan, cihaz kasalarını iten ya da ses masasının başında mix-mastering yapan bir kadın görmek hâlâ zor.

O yüzden kahrolsun bağzı ön kabuller.

Bir ihtimal daha var

Chris Martin, George Michael, Paul McCartney, Sophie Ellis-Bextor ve Hans Zimmer gibi birçok ünlü sanatçının ses mikserliği ve/veya prodüktörlüğünü yapan Olga Fitzroy, parçası olduğu profesyonel dünyadaki toplumsal cinsiyet çarpıklıklarına dair kadınların müzik üretimini bir kariyer olarak görmelerini engelleyen toplumsal yargıları ve cinsiyet kalıplarını suçluyor.2 Kimilerine klişe gelecek bir örnek olsa da, çocuklara hediye edilen oyuncaklara değiniyor ve ezelden beri erkeklere Lego ve benzeri teknik oyuncaklar, kızlara oyuncak bebekler alınmasından dem vuruyor. Bu su hiç değişmiyor. Fitzroy doğru söylüyor, bizlere klişe örneklerin ortaya çıkardığı gerçeklerin acımasızlığını hatırlatıyor. “Teknik erkek işidir” veya “teknik kirli ve bedenen yorucudur” gibi klişeleri sorgulamalıyız. Geleneksel olarak kadınların çalıştıkları meslekler de yorucudur örneğin. En büyük ücretsiz işçiliğin ev kadınlığı olduğunu hatırlayarak yazımıza devam edelim.

Üzerinde durduğumuz zemin yukarıda tarif ettiğim durumu telafi etmek için yine de yeterince sağlam ancak bizler yıllardır boşa kürek çekmekten farkındalık yaratacak hevesi, kültür-sanatı zedeleyen devlet politikaları yüzünden de ilham perilerimizi kaybetmiş gibiyiz. Pandemi ve kadının müzikte iş gücüne katılımını engelleyen daha birçok unsurun etrafta hunharca kol gezdiği bu dünyada, internetin bambaşka bir yere evrileceğine inancım tam ve Do-it-Yourself kültürüne iyimser duygular besliyorum. Bununla birlikte, “İşte dünyanın en iyi 10 kadın müzik prodüktörü” listelerinde yer alan, gösterişli bireysel başarıların genel sistemik tabloyu değiştirmediğini kabul ediyor ve bu değişimi gerçekleştirebilmemize yardımcı olacak 3 anahtar içgörüden bahsetmek istiyorum: Profesyonel deneyimlerimizi birbirimizle paylaşacağımız ortak zeminler oluşturabilmek, arayıp da bulamadığımız rol modellere dair eksiklik hissini aşmak ve karşımızdaki tünelin karanlık görünüme dair ön kabülleri kırmak.

Deneyimlerimizi paylaşacağımız ortak zeminler

Sónar Istanbul, Zorlu Performans Sanatları Merkezi. (Fotoğraf Gülşah Görücü'nün izniyle kullanılmıştır.)
Sónar Istanbul, Zorlu Performans Sanatları Merkezi. (Fotoğraf Gülşah Görücü'nün izniyle kullanılmıştır.)

Kültür-sanat endüstrisinde çalışan kadınların profesyonel çalışma hayatı deneyimlerinin olması gerektiği kadar gündeme taşınmadığı ve kadınların kendi aralarında kurdukları iletişim ve dayanışmanın yoksunluk sınırında olduğu gerçeklerine daha fazla dikkat kesilmemiz gerekiyor. Bu meseleyi dert edinen ve kâr amacı gütmeyen Türkiye’deki her girişimin, tüm mevcut çalışma enerjisini bu mesleki topluluğun üyelerini birbirinden haberdar etmeye sarf etmesi ve ardından gelmesi beklenen çalışmaların her seferinde tıkanması bu durumun diğer bir yansıması. Endüstrideki kadın çalışanların erkek yapımcılar ve mühendisler kadar yetenekli görünmek için çok daha fazla çalışması gerektiği ve bir erkeğe nazaran daha virajlı bir yoldan gideceği ön kabulü ise başka bir yansıma daha.

Diğer yandan, çevrimiçi eğitim dünyasının dizginleri eline aldığı ve teknik öğrenime erişimin görece de olsa kolaylaştığı günümüz dünyasında, bahsettiğim profesyonel endüstri için tasarlanan iletişim kanallarında yaşanan sorunlara dair yeni çözüm arayışlarının ortaya çıkacağını düşünüyorum. Bu durum bize kültür-sanat endüstrisindeki toplumsal cinsiyet rollerini değiştirmek için türlü fırsatlar sunabilir. Çevrimdışı dünyada paylaşamadığımız deneyimlerimizi, çevrimiçi girişimlerde gerçekleştirebileceğimize dair bir umut hâlâ var. Tek bir şartımız var, o da deneyimlerimizi birbirimizle paylaşmak ve paylaştığımız deneyimleri birlikte çoğaltmak.

Rol model eksikliğini aşmak

ABD’deki Audio Engineering Society'nin (Ses Mühendisleri Birliği) 2016 raporuna göre kadınlar, ses mühendisleri ve yapımcılarının sadece %5 ila %7'sini oluşturuyorlar.3 Bu bağlamda kendini gösteren ikinci anahtar içgörü ise kültür-sanat endüstrisi profesyonel hayatının çoğunlukla usta-çırak ilişkisine dayanması ve bu ilişkiler ağında kadınlar için yeterince rol model bulunmadığıyla alakalı. Bu sektördeki kadınların birçoğu kendilerini yalnız hissediyorlar. Halbuki onları ses ve prodüksiyon alanında izini sürebilecekleri potansiyel kariyerlerle temasa geçirmek gerekiyor. Usta-çırak ilişkileri bahsettiğimiz sektöre içkin bir kültürü parçası. Tarihsel olarak baktığımızda, her teknik işte olduğu gibi, ses mühendisliğinin de ışık tasarımının da sahne prodüksiyonunun da kökleri çıraklık eğitimlerine dayanıyor. Hikâye hep aynı şekilde işliyor: Ya “piyasada iyi isim yapmış” bir ses mühendisi potansiyeli ve ilgisi olan daha genç bir kişi bulacak, onu kanatlarının altına alacak ya da o genç ona öğrenmek için gelecek; usta onu çırağı yapacak ve ona işi öğretecek. Ancak işler kadınlar tarafında, ustaların erkek olmasından mütevellit bu kadar da kolay ilerlemiyor. Bu sefer sadece coğrafya değil, tarih de kaderimizmiş gibi görünüyor. Popüler müzik endüstrisindeki müzik prodüksiyonu tarihinin büyük bir bölümünün bir erkek gerçekliği ve varoluşu üzerine inşa edildiği için, bu durum istesek de aşamayacağımız ve her seferinde kurtlar sofrasında hissedeceğimiz bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.

Erkek egemen yöntemlerin kullanıldığı teknik çalışma koşullarında var olmaya çalışan az sayıda kadın, “kendi gibi olanların” sayıca azlığı yüzünden başka bir yalnızlığa da itiliyor. Kendi gibi olanlardan rol modellik deneyimlemeyen kadınlar, bu açmazın yarattığı ikilik sebebiyle kendilerini kadınlık varoluş hallerini törpülerken buluyorlar. Güney Kaliforniya Üniversitesi Annenberg İletişim ve Gazetecilik Okulu araştırmacıları, yürüttükleri bir çalışmada 2012'den 2018'e piyasaya sürülen popüler şarkı prodüksiyon ekiplerini inceledikten sonra kadınlar şarkıcıların bu grubun %21,7'sini, şarkı yazarlarının %12,3'ünü ve yapımcıların yalnızca %2,1'ini oluşturduğunu gösteriyorlar.4 Book More Women (Sahneye Daha Fazla Kadın Çıkarın) hareketi ise büyük müzik festivallerinde headliner olarak sahne alan kadın sanatçı sayısını artırmayı hedefliyor.5 Kültür-sanat endüstrisi emekçisi kadınların bu azınlık olma şartlarında birbirini bulması, kendi dilinden iletişim kurması ve bizatihi öznesi olduğu hikayeleri kendi dilinden anlatması hiç kolay değil.

International Live Music Conference (Uluslararası Canlı Müzik Konferansı), International Festival Forum (Uluslararası Festival Forumu) ve benzeri müzik endüstrisinde sosyal ve ticari ağ kurma toplantılarına giderseniz, bu toplantılarda gerçekleşen sektördeki toplumsal cinsiyet eşitsizliği temalı oturumlarda çoğunlukla erkeklerin konuştuğunu görürsünüz. Öte yandan, dünyanın çeşitli yerlerinde örneklerini görebileceğimiz bir grup sosyal girişim ve denizaşırı topluluk, kadınların müzik ve kültür-sanat endüstrileri özelinde teknik alanda yetkinleşebilmesini mümkün kılmak için uğraşıyor ve onlara pratik çözüm ve fırsatlar sunuyor.

Tünelin sonunda görünen ışık ve ön kabulleri kırmak

Sónar Istanbul, Zorlu Performans Sanatları Merkezi. (Fotoğraf Gülşah Görücü'nün izniyle kullanılmıştır.)
Sónar Istanbul, Zorlu Performans Sanatları Merkezi. (Fotoğraf Gülşah Görücü'nün izniyle kullanılmıştır.)

Müzik eğitimi programları, ses-ışık ve genel olarak prodüksiyona meraklı ama etraflarında bu alanda gerçekleştirmek istediklerinin temelini oluşturacak herhangi bir rol model hissedemeyen genç kadınlar için iyi bir başlangıç ​​noktası. Alanında profesyonel kadınlardan oluşan meslek dayanışma ağları oluşturmayı ve sesle ilgili atölye çalışmaları, seminerler ve eğitim oturumları aracılığıyla onlara rol modeller sunmayı amaçlayan pek çok girişim ülkemizde de mevcut. Beats By Girlz Türkiye ve She Said So İstanbul bunlardan bazıları.6 Bu girişimlerin sürdürülebilirliği adına gerekli kaynakların yetersizliği, kültürün pek çok firma tarafından bir pazarlama aracı olarak kullanılması ve konunun etkinlik sponsoru markaların bütçe ve vizyon oluşturma kararlarına maddi olarak bağımlılığından ötürü söz konusu oluşumlar her zaman uzun ömürlü olmayabiliyor. Tabii hemen enseyi karartmamak lazım. Geleceğin müzik dünyasını eşitlikçi bir düzlemde kurabilmek için genç kadınları müzik ve teknoloji yoluyla güçlendiren Beats By Girlz’in programında bulunan atölyeler oldukça heyecan verici. Temel müzik eğitimi, müzik teknolojilerine giriş ve ileri müzik prodüksiyonu gibi atölyeler, katılımcılarına müzik prodüksiyonu, şarkı sözü yazarlığı, bestecilik, ses mühendisliği gibi farklı alanlarda kariyer olanakları sunuyor.

Kadınları kültür-sanat endüstrisinde teknik personel olarak işe girmeye teşvik eden, özel veya kamu fark etmeden, görünür baskı kuran oluşum ve yaklaşımların toplumun her kesimi tarafından sahiplenilmesini beklemek kolay değil. Yine de, kadınların bu alandaki görünürlüğünü daha çok konuşmak, belki daha fazla sayıda “En İyi 10 Kadın Prodüktör” listesi derlemek, bu konunun ana akım medya organlarında gündemde kalmasını sağlamak ve kadınların bu meseleye dair ön kabullerini kırmalarına destek olmak gerekiyor. Canlı performans ekonomisini yaralayan ve sanatçıyı daha fazla içerik üretmeye, daha çok şarkı yayınlamaya iten zamanın ruhunu ise ancak her alanda toplumsal cinsiyet eşitliğini savunarak besleyebiliriz. Çünkü bu eşitlik hali bir gün herkese lazım olacağa benziyor.

1Birkaç örnek vermek gerekirse: https://www.youtube.com/watch?v=rUY9LmmJcFY&ab_channel=RichieWeerakoon; https://variety.com/2019/music/news/female-engineers-recording-studio-1203421600/; https://music.tutsplus.com/articles/10-women-in-audio-production--cms-30693; https://blog.landr.com/meet-10-women-sound-engineers/
2https://www.musicweek.com/opinion/read/award-winning-engineer-olga-fitzroy-on-why-the-biz-should-embrace-shared-parental-leave-to-help-close-the-gender-pay-gap/071144
3https://www.theatlantic.com/entertainment/archive/2017/08/why-arent-there-more-women-working-in-audio/537663/; https://www.pro-tools-expert.com/production-expert-1/2019/2/12/we-need-women-to-break-through-the-glass-ceiling-in-music-production-to-eq-the-gender-divide
4https://assets.uscannenberg.org/docs/aii-inclusion-recording-studio-2019.pdf
5https://blog.gigmit.com/en/gender-equality-in-live-music/
6https://magazine.bantmag.com/issue/post/67/1163

Görsel 1: Celui Qui Tombe (Düşen Kimse) modern dans performansı, 2018. (Fotoğraf Gülşah Görücü'nün izniyle kullanılmıştır.)

Görsel 2: Sónar Istanbul, Zorlu Performans Sanatları Merkezi. (Fotoğraf Gülşah Görücü'nün izniyle kullanılmıştır.)

Görsel 3: Sónar Istanbul, Zorlu Performans Sanatları Merkezi. (Fotoğraf Gülşah Görücü'nün izniyle kullanılmıştır.)

Diğer Yazılar

Soru ve mesajlarınızı e-posta yoluyla bize iletebilirsiniz.

E-Posta Adresi:
info@sessizolmaz.org
Bizi Takip Edin

©2024 Tüm hakları saklıdır.