ARAMA
Makaleler
26.12.2022

Sarık ve Örtü Arasında İdeolojik Bir Mücadele: Mehsa Emini Protestoları

Mehsa Emini'nin 16 Eylül'de öldürülmesiyle İran'da başlayan protestolar üçüncü ayını doldurdu. Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi...

Ezgi Uzun

Kaynak: @womanlifefreedom.art

Makale

26.12.2022
16 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Ezgi Uzun

Dr. Ezgi Uzun siyaset bilimci ve Sabancı Üniversitesi’nde öğretim görevlisidir. Temel uzmanlık alanı Ortadoğu ve İran çalışmaları olup, akademik araştırmalarını din ve uluslararası siyaset, güvenlik ve stratejik kültür...
Devamını Oku...

Etiketler

PAYLAŞ

Mehsa Emini'nin 16 Eylül'de öldürülmesiyle İran'da başlayan protestolar üçüncü ayını doldurdu. Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Ezgi Uzun, İran'da kadın haklarından ve Mehsa Emini olaylarının kadın hareketindeki yerinden bahsediyor.

22 yaşındaki Mehsa Emini’nin 16 Eylül’de kadınların kamusal alanda kılık kıyafetini denetlemekle yükümlü İrşad Devriyeleri gözetiminde hayatını kaybetmesi sonucu İran geneline yayılan protestolar üçüncü ayına girdi. Medyaya yansıyan en çarpıcı protesto görsellerden biri İranlı genç kadınların sokakta yürüyen Şii mollaların arkasından koşup bir el darbesiyle başlarındaki sarıkları düşürdükleri görüntüler.[1] Medyada ‘sarık düşürme eylemi’ olarak anılan bu yeni eylem taktiği yalnızca İran yakın tarihinin en çok yankı uyandıran kadın eylemi olmasıyla değil, aynı zamanda rejim karşıtı bir kadın hareketi olmasıyla öncekilerden farklılaşan Mehsa Emini protestoları açısından da ikonik. Zira bir yanda protestocuların ‘molla rejimi’ olarak tabir ettikleri İslam Cumhuriyeti’nin İranlı kadınlar için zorunlu kıldığı ve Emini’nin ölümünden sorumlu tutulan baş örtüsü, diğer yanda ise bu ‘molla rejiminde’ güç ve iktidarın sembolü olarak kabul edilen sarık var. Kamusal alan sarık ve örtü arasında gerçekleşen ideolojik bir mücadeleye sahne oluyor. Eylemi gerçekleştiren İranlı genç kadınlar, zorunlu baş örtüsüyle kendi bedenlerine müdahale eden bir iktidara, bu iktidarın sembolü sarıklara müdahale ederek karşılık veriyor. Kadın bedeninin bir siyasi mücadele alanı olmasına alışkın İran kadını, ilk defa iktidarın erkek bedenini bu mücadele alanına dahil ediyor.


İran’da Kadın Hakları ve Kadınların Konumu

İranlı kadınlar kendi bedeninin siyasi mücadele alanına dönüşmesine alışkın ancak bu alışkanlığın kökeni zannedilenin aksine İran İslam Cumhuriyeti’ne dayanmıyor. Zira 20. yüzyıl İran tarihi, modern devlet inşasına eşlik eden sıkı bir kimlik inşası içeriyor. İran kendi kimliğini bulmaya çalışırken merkeze her zaman Batı’yı koyuyor, kendisini ya Batı’nın yanında ya da karşısında konumlandırıyor. Modern İran’ın farklı tarihsel dönemlerinde kadının konumu da bu konumlandırmanın net bir yansıması.

İran’ın modern devlet inşa serüvenini başlatan Rıza Şah Pehlevi topyekûn Batı tarzı bir modernleşme düsturuna dayalı, seküler ve milliyetçi bir devlet kimliği yaratmayı amaçlamıştır. İran kadını da bu devlet kimliğinin aktif katılımcısı olarak görülmüş, bu sebeple 1936 yılında getirilen ‘örtü çıkarma’ kanunuyla kamusal alanda örtü ve çarşaf kullanımı kısıtlanmıştır. Rıza Şah’ın yerine geçen oğlu Muhammed Rıza Pehlevi’nin ülkeyi petrol gelirlerini kullanarak dünyanın en kalkınmış beş ekonomisinden biri haline getirmeyi vadettiği 1963 tarihli Beyaz Devrim’inin siyasi, ekonomik, sosyokültürel Batılılaşma paketi içerisinde kadınlara ilk defa seçme ve seçilme hakkı tanınmış, kadınların çalışma hayatı ve eğitime katılımı desteklenmiş, ilerleyen yıllarda da Aile Koruma Kanunu’nda yapılan düzenlemelerle kadınlara boşanma hakkı tanınması ve evlilik yaşının 13’ten 18’e çıkarılması gibi yasal iyileştirmeler yapılmıştır.[2] Bu düzenlemelere karşın 1971 yılında yüksek öğrenim gören İranlı kadınların oranı yalnızca % 3’tür, devrim gerçekleştiğinde ülkenin henüz % 43’ü şehirleşebilmiştir ve kadına yönelik düzenlemelerin etkisi şehir merkezleriyle sınırlıdır.[3] Kadının siyasete katılımına baktığımızda da devrim arifesinde 268 sandalye sayısına sahip İran parlamentosunda kadın milletvekili sayısının 22, yerel konseylerde görev alan kadın sayısının 333, kadın hakim sayısının ise 5’te kaldığı görülmektedir.[4]

1979 Devrimi İran kadınının yasal konumu açısından dönüm noktasıdır, zira devrimle birlikte kadınların bazı hakları geri alınmış, kadının yasal konumunda bir gerileme evresi başlamıştır. Öte yandan geri alınan haklar kadının eğitim, işgücüne katılım ve hatta siyasi haklarıyla ilgili değil, büyük ölçüde medeni kanun ve ceza kanunuyla belirlenen evlilik, boşanma, miras, kılık kıyafet, vatandaşlık, seyahat ve velayet gibi sosyal hak ve özgürlükleriyle ilgilidir. Zira Batı emperyalizmine ve otoriter Şah rejimine karşı kurulduğu iddiası taşıyan İran İslam Cumhuriyeti, bu tarihten itibaren anti-emperyalist, Şii-İslami devrimci ve Batı tarzı modernleşmeye karşı İslami modernleşmeyi savunan bir devlet kimliği inşasına soyunmuştur. Bu yeni kimlik anlayışına göre, bir halk devrimiyle kurulan İslam Cumhuriyeti İslam dünyasının merkezi, çevredeki benzer anti-emperyalist ve İslamcı hareketlerin de hamisidir. Dolayısıyla bu yeni devletin amacı kadını pasifize etmek değil, anti-emperyalizm, Şii-İslami devrimcilik ve İslami modernleşme etrafında şekillenen yeni devlet kimliğini aktif olarak temsil edebilen modern Müslüman bir kadın prototipi yaratmaktır. Bu kadın, henüz çok genç olan devrim hükümetinin İran-Irak Savaşı sebebiyle son derece kırılgan olduğu ilk yıllarında eğitim ve ekonomiye aktif katılım sağlayarak İslam Cumhuriyeti devleti ve ideolojisini ayakta tutacak, bunu yaparken de İslam devriminin çizdiği sosyokültürel esaslara uygun bir yaşam tarzı ile Müslüman toplumun yaratımı ve temsiline katkı sağlayacaktır. 

Nitekim devrimle birlikte kadın eğitimi konusunda ciddi bir ivme kaydedilmiş, devrim arifesinde % 24’te seyreden kadın okur-yazarlığı 2016 yılında % 81’e ulaşmıştır.[5] Kız çocuklarının ilkokula kayıt oranlarını artırmaya yönelik devlet programı da 2012 yılında meyvesini vermiş ve ilkokula kayıt oranı % 98’e çıkmıştır.[6] En büyük sıçrama ise şüphesiz kadınların üniversite eğitimine katılım oranlarında yaşanmış, 1978’de % 3 olan bu oran 20 kat artarak 2020’de % 57 seviyesine ulaşmıştır.[7] Öte yandan devrimle birlikte İran kadınının yasal evlenme yaşı tekrar 18’den 13’e düşürülmüş, boşanma hakkı ve boşanıp yeniden evlendiği takdirde çocuklarının velayet hakkı elinden alınmış, yabancı uyruklu bir erkekle evlenmeleri durumunda çocuklarının İran vatandaşlığı almasına izin verilmemiş, kadının çalışması, pasaport edinmesi ve yurtdışı seyahati erkeğin iznine tabi tutulmuş, eşler arasında miras hakkı erkeğin lehine ve kadının aleyhine olacak şekilde düzenlenmiş ve kadın kamusal alanda İslam Cumhuriyeti’nin belirlediği İslami usullere uygun giyinme zorunluluğuyla karşı karşıya bırakılmıştır.[8] Kadının işgücüne katılımı yükselen eğitim seviyesine paralel olarak 2005 yılına kadar istikrarlı bir ivme kaydederek % 20’ye ulaşsa da 2005’ten sonra büyük ölçüde ekonomik yaptırımlar, İran ekonomisinin yapısal sorunları ve COVID-19 gibi sebeplerle kadınlara yeterli istihdam alanı yaratılamamış ve kadın istihdamında keskin dalgalanmalar yaşamıştır. Öyle ki, İran İstatistik Kurumu verilerine göre 2022 yılında tüm kadınların işgücüne katılım oranı % 13,7, üniversite mezunu kadınlarınki ise % 46,1’dir.[9]

       

İran Kadın Hareketi İçerisinde Mehsa Emini Olaylarının Yeri

Kaynak: @womanlifefreedom.art

İran devriminin hedeflediği kadın prototipi İranlı kadın birey açısından çelişkilerle doludur, zira eğitim seviyesi ve işgücüne katılım potansiyeli oldukça yüksek olan kadınlar temel sosyal ve medeni haklardan cinsiyet eşitliği ölçüsünde faydalanamamaktadır. Bu çelişkilere cevaben devrimin ikinci on yılı içerisinde kendisini siyaseten İslam Cumhuriyeti’nin öngördüğü halk siyaseti sınırları ölçüsünde var ederek mevcut sorunlara yasal çözümler bulunmasını hedefleyen bir kadın hareketi ortaya çıkmıştır. İslami feminizm ekolüyle bağları kuvvetli olan bu hareket sistem karşıtlığından uzak ve siyaseten pragmatisttir. İslam Cumhuriyeti’nin Ayetullah Humeyni sonrası dönemde kademeli yapısal reformunu savunan İslami sol ve reform bloğuyla siyasi bir ittifak kurmuş, reformcu lider Muhammed Hatemi (1997-2005) ve yine reform yanlılarının katkısıyla cumhurbaşkanlığına seçilen ılımlı muhafazakar Hasan Ruhani’yi (2013-2021) destekleyerek kadın hareketinin siyaset arenasındaki ağırlığını arttırmayı hedeflemiştir. Bu ittifak meyvesini vermiş, söz konusu dönemlerde meclise giren kadın milletvekili sayısı artmış ve Masume Ebtekar ve Fatma Kerrubi gibi isimler kadın ve aile işleri, hukuki işler, insan hakları, çalışma, çevre ve sağlık alanlarında bakanlık ve başkan yardımcılığı görevlerine atanmıştır.[10] Topyekûn bir sistem karşıtlığının siyasi intihara eş değer olduğu mevcut siyasi gelenek içerisinde, kadın hareketinin tıpkı reform hareketi gibi siyasi gündemini kadının konumunun kademeli olarak iyileştirilmesiyle sınırlı tuttuğu gözlemlenmektedir. Dolayısıyla hareketin kadın siyasetçi ve aktivistleri sistem içerisinde hareket ederek kadınlara karşı yasal ayrımcılıkların giderilmesi, kadının ekonomik olarak güçlendirilmesi ve siyasi ve sivil toplum örgütlenme olanaklarının artırılmasına odaklanmış, bu alanlarda bir takım kazanımlar elde etmiştir. Misal, 2002’de yapılan bir düzenlemeyle kadına eşinin uzun süreli hapis cezası alması, akıl sağlığının yerinde olmaması, madde kullanması ve kadına fiziksel şiddet uygulaması durumunda boşanma davası açma hakkı verilmiş, 2020 yılında yürürlüğe giren bir yasayla da yabancı uyruklu erkekle evlenen kadınların çocuklarına İran vatandaşlığı hakkı tanınmıştır.[11] Öte yandan büyük ölçüde İslami sağın hakim olduğu atanmış kurumlar tarafından reformcu ve ılımlı seçilmişlere yönelik siyasi baskılardan kadın hareketi de payını almış, bazı kadın aktivistler faaliyetleri dolayısıyla hapis cezasına çarptırılırken kadın hareketine ait medya mecraları da yoğun sansür ve kapatmalara maruz kalmıştır. Zorunlu örtünme meselesi bu dönemin kadın hareketi için yasal ayrımcılıkların ve siyasi baskıların gölgesinde kalan ancak ikincil bir konudur.

İran’da kadınlara yönelik yasalara ilişkin göze çarpan temel husus uygulama safhasının mutlak yeknesaklıktan uzak olmasıdır. Bunun bir sebebi, kadın siyasetinin İslami sağ ve İslami sol iktidar gündemi arasında savrulması, kadınlara yönelik yaptırımların bu ikisi arasındaki mücadele ölçüsünde esnetilmesi veya sıkılaştırılmasıdır. Bir diğer sebep ise yasalarla sağlanamayan değişimlerin yıllar içerisinde bir toplumsal dönüşümle gerçekleşmeye başlanmasıdır. Bugün hem % 76’ya ulaşan şehirleşme oranı ile birlikte toplumsal değişimler yaşayan hem de nesilsel bir dönüşümden geçen İran halkı ile mevcut sistem ideolojisi arasındaki makas gittikçe açılmaktadır. Bu ayrım söz konusu yasaların bazılarının günümüz İran kadınının günlük yaşamı üzerindeki etkisini de nispeten azaltmıştır. Pek çok İranlı kadın eşi veya erkek akrabasının iznini alma ihtiyacı duymadan yurtdışına seyahat edebilmekte ve eşleriyle anlaşmalı olarak boşanabilmektedir, zira bu meseleler kamusal alanda değil bu toplumsal ve nesilsel dönüşümün dokunduğu özel alanın kendi dinamikleri içerisinde çözülebilmektedir. Buna karşın zorunlu örtünme hala İslam Cumhuriyeti kimliği ve ideolojisinin görünen yüzü ve kamusal alanın demir başıdır. Uygulaması İslami sağ ve İslami sol iktidarlara bağlı olarak, şehirden şehire ve bölgeden bölgeye değişiklik gösterse de İran kadınının kolay kolay esnetemediği ve bedeninde sergilemekle yükümlü olduğu bir rejim sembolüdür. Öte yandan genişleyen ideolojik makas örtünme konusunda da kendisini göstermektedir. Nitekim Hollanda merkezli GAMAAN araştırma merkezinin 2020 tarihli kamuoyu yoklaması raporuna göre toplumun % 57,5’i örtünme pratiğinin gerekliliğine inanmıyor, buna inandığını belirten % 22,7’lik kesimin % 48,6’sı da örtünmenin zorunlu olmaması gerektiğini düşünüyor.[12]

Bu toplumsal ve nesilsel dönüşümler temelinde, ABD’de yaşayan İranlı gazeteci Mesih Alinecad’ın 2017’de başlattığı ve kadınların zorunlu baş örtüsünü protesto etmek için her çarşamba kamusal alanda kısa süreliğine baş örtülerini çıkararak çektikleri fotoğrafları sosyal medyada paylaştıkları ‘Beyaz Çarşamba’ eyleminin de etkisiyle İran’da zorunlu örtünmeyi ikincil değil birincil bir mesele olarak ele alan yeni nesil bir kadın hareketi ortaya çıktı. Hareketin gerek toplumsal dönüşümlerle ilişkisi gerekse hareket üzerinde yurtdışında yaşayan muhalif gazeteci ve kanaat önderlerini sebebiyle devlet zorunlu örtünme karşıtı bu hareketi bizzat kendi kimliğine yönelik bir tehdit olarak algılıyor. Nitekim bu tarihten itibaren zorunlu örtünme karşıtlığı sergileyen kadın aktivistlerin rejim tarafından hedef alındığı ve  “devlete karşı propaganda yapmak”, “milli güvenliğe aykırı davranmak” ve “ahlaki dejenerasyonu teşvik etmek” gibi suçlamalarla hapis cezasına çarptırıldığı görülüyor.[13] Mehsa Emini olayı, son birkaç yıldır şekillenen bu yeni kadın hareketi ve buna yönelik devlet refleksinin taşma noktası. Bugünkü hareketin katılımcıları, reform bloğuyla ittifak kurmak suretiyle meşru siyaset alanı içerisinde değişim öngören seleflerinden farklı olarak reformcu siyaseti, mevcut ‘molla rejimine’ entegre olduğu ve iktidarda bulundukları süre boyunca vadettiği reformları yeterince gerçekleştiremedikleri gerekçesiyle artık işlevsiz buluyor. Büyük ölçüde lidersiz ve ademi merkeziyetçi bir üslupla hareket etmekle birlikte sanatçılar, sporcular, entelektüeller ve bir önceki kadın hareketi temsilcilerinin manevi desteğini arıyor, siyaseti artık siyaset arenasında değil sosyal medyada, sokakta ve halk arasında yapmayı tercih ediyor. Katılımcı profili İran’ın bugünkü demografik yapısını da birebir yansıtıyor, zira harekete en büyük destek 13-24 yaş arasındaki Z kuşağı ile 25-40 yaş arası genç kadınlardan geliyor. Kısacası Mehsa Emini protestolarıyla öne çıkan bu yeni nesil kadın hareketi, İslam Cumhuriyeti’nin kendisi için belirlediği ideolojik kimliği ve kendisine sunduğu siyasi mücadele arenasını reddediyor. Bundan dolayı rejim karşıtı bir hareket ve rejim karşıtlığı mevcut gücün ve iktidarın temsili molla sarıklarının bir el hareketiyle düşürülmesi eyleminde vücut buluyor.   

 

Kadın Hareketinden Geniş Çaplı Protestolara Geçişte Siyasi Dönüşüm Olasılıkları

İran’da 2017’nin sonlarında başlayıp aralıklarla devam eden ve 16 Eylül’de yeniden tetiklenen sokak hareketleri bu sefer ismini bir kadın hareketinden almış olsa da sadece bununla sınırlı değil. Bugünkü protestolar 2017’den beri süregelen protestolarla pek çok ortak noktaya sahip ancak bir noktada da ayrışıyor. 2017’de başlayan protesto dalgasının temel sebebi yaptırımların yarattığı ekonomik darboğaz, bölgesel kalkınma seviyelerinde gözlemlenen eşitsizlikler ile bunun yarattığı etnik huzursuzluklar ve çevre felaketleri gibi nispeten maddi sebeplerdi. Özellikle sokağa çıkan orta-alt sınıf, emekliler, işçiler ve etnik azınlıkların konuyu ‘iyi yönetim’ çerçevesinde değerlendirdikleri ve yolsuzluk ve adaletsizlikle mücadele sloganları eşliğinde hem hükümet karşıtı hem de sistem karşıtı bir duruş sergiledikleri görülüyordu.[14] Bu hareketin aktörleri ve dile getirilen şikayetler bugün ülke çapına yayılan Mehsa Emini protestolarının da birer parçası. Öte yandan, bugünkü hareketin başat aktörleri büyük ölçüde lise ve üniversite öğrencilerinden oluşan Z kuşağı ve bu kuşak özgürlük, yaşam tarzına müdahalenin sona erdirilmesi ve daha iyi yaşam koşullarının sağlanması gibi doğrudan veya dolaylı olarak İslam Cumhuriyeti’nin ideolojik kimliğine dokunan sebeplerle protestolara katılıyor. Muhafazakar Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin iş başına gelmesi ve sistemin atanmış kurumlarının yanı sıra seçilmiş kurumlarının da İslami sağın hakimiyetine geçmesi üzerine geçtiğimiz aylarda toplumsal denetimler artırıldı, bu da toplumsal tepkileri arttırdı. Bu tepkilerin de bir yansıması olarak bu kuşak Tahran, İsfahan ve Şiraz gibi büyük şehirlerde bugün baş örtüsüz sokağa çıkıyor, üniversite kantinlerinde kadın ve erkekleri ayıran ahşap paravanları yıkıyor ve okul duvarlarındaki Humeyni resimlerini indiriyor. Bir bakıma 2017’den beri maddi sebepler ve iyi yönetim eksikliği zemininde gelişen sistem karşıtlığı, Mehsa Emini protestolarıyla birlikte açık bir ideolojik karşıtlık zemini de kazanıyor.

Protestoların geleceğine ilişkin incelenmesi gereken iki nokta bulunuyor: hareketin örgütlenme kapasitesi ve sistemin protestoları bastırabilme gücü. Hareketin örgütlenme kapasitesine bakıldığında ortaya henüz karışık bir tablo çıkıyor. Bugünkü hareket 15 ay süren 1979 İslam Devrimi hafızasından yola çıkarak benzer örgütlenme stratejilerine yöneliyor. Bu bağlamda hareketin 16 Eylül’den beri üç kritik eşikten geçtiği söylenebilir: 16 Ekim’de siyasi tutuklular ve protestocuların bulunduğu ünlü Evin Hapishanesi’nde çıkan ayaklanma; Kasım ayı içerisinde petrol, çelik ve inşaat şirketlerinde başlayan ve genel grev çağrısında bulunan işçi grevleri; Aralık başında bazaari olarak bilinen İran esnafının kepenk kapatması için üç günlük genel grev çağrısı.[15] Siyasi sembolizmi büyük olan Evin Hapishanesi’nde çıkan olaylar o gün arabalarıyla hapishanenin dışında toplanan protestocuların beklediği gibi devrim fitilini ateşleyemedi. İşçi grevleri önemli şirketlerde gerçekleşmiş ve Tahran, İsfahan ve Tebriz dahil 19 şehrin bazaari’leri ilk gün kepenk indirmiş olsa da grevler süreklilik gösteremedi. 1979 Devrimi hafızası bu örgütlenme taktiklerinin bugünkü işlevine ilişkin ancak kısmi bir rehberlik sağlıyor, zira ne devlet aynı devlet ne de ekonomi aynı ekonomi. Bugün devletin en önemli ekonomik aktörlerinden biri petrokimya, savunma, maden, inşaat, altyapı, gıda ve bankacılık gibi çok farklı ekonomik alanlarda faaliyet gösteren büyük holdingler kuran ve mevcut din adamları rejiminin de koruyucusu olan İslami Devrim Muhafızları Ordusu (DMO). Baskı mekanizmalarını elinde bulunduran DMO’nun şirketlerinde çalışan işçilerin genel işçi grevlerine kitlesel olarak katılabilmesi kolay değil. Grevlere katılan bazaari’lerin dükkanlarının mühürlendiği de medyaya yansıyan haberler arasında. Toplumun çeşitli ekonomik aktörlerinin protestoları desteklediği aşikar, ancak bundan daha da önemlisi bu aktörlerin ilerleyen dönemlerde sistem üzerinde rejim değişikliğini zorlayabilecek nitelikte bir ekonomik etki yaratıp yaratamayacakları.

İran devleti son yıllarda hem İslami sağ muhafazakarların hem de DMO’nun siyaseten yükselişiyle birlikte sıkı bir güvenlik devleti haline geldi ve sistemin elinde protestoları bastırmak adına her türlü güç bulunuyor. Öte yandan, güvenlik güçlerinin şiddeti sebebiyle hayatını kaybeden, tutuklanan ve idam cezası dahil çeşitli cezalar alan çok sayıda protestocu ve destekçiye karşın sistemin elindeki baskı mekanizmalarını kullanırken nispeten temkinli davrandığını ve İran halkına bazı fiili tavizler verdiğini söylemek de mümkün. Geçtiğimiz günlerde uluslararası medya İrşad Devriyelerinin kaldırıldığı haberiyle çalkalandı. Haberin kaynağı, İranlı kadınların bir süredir mantosuz ve örtüsüz sokaklara çıkmasına karşın İrşad Devriyelerinin ortalıkla görünmemesi ve kadınlara müdahale etmemesine yönelik olarak bir toplantı sırasında İran Genel Başsavcısı Muhammed Muntazeri’ye sorulan soru ve Muntazeri’nin bu soruya devriyelerin yargıyla değil, emniyetle alakalı bir oluşum olduğu imasıyla “devriyeler nerede kurulduysa orada kaldırıldı” şeklindeki cevabıydı.[16] Haber her ne kadar dünya kamuoyunda heyecan uyandırmış olsa da İran devleti İrşad Devriyesinin kaldırıldığına dair henüz net ve resmi bir açıklama yapmadı. Birkaç gün sonra Meclis Kültür Komisyonu üyesi Hüseyin Celali “Başörtüsü yasasına uymamanın maliyetini yeni uyarı yöntemleriyle artıracağız” açıklamasında bulundu.[17] Aynı açıklamada örtünme yasasının hala geçerli olduğu, ancak yasanın kadınlara SMS ve telefonla uyarı verilmesi ve bu uyarıya uymayanların banka hesaplarının dondurulması gibi daha modern yöntemlerle uygulanabileceğini belirtti.[18] Bu da artık İrşad’ın kadınları sokak ortasında durdurup ‘kötü örtünme’ gerekçesiyle eğitim merkezlerine götürmek yerine, yüz tanıma sistemleri gibi yeni teknolojilerle kadınların iffet kontrolüne devam edilebileceği mesajı veriyor. Dolayısıyla temel mesele ne İrşad Devriyesi ne de başka bir uygulama, zira mevcut örtünme yasasında bir değişiklik yapılmadığı müddetçe uygulamalar dönemin siyasi iradesine bırakılıyor.

Yine de mevcut muhafazakar siyasi elitler arasında ne örtünme meselesine ne de değişim taleplerine yönelik net bir fikir birliği olduğunu söylemek mümkün. Ne gariptir ki, İran’ın İslami sağ muhafazakarları 2021 Haziran seçimleriyle birlikte siyaset sahnesinden ittikleri reformcuların o zamana kadar ifa ettikleri görevi bugün kendileri üstlenme zorunluluğuyla karşı karşıyalar. Yaşı gittikçe ilerleyen mevcut devrim rehberi Ayetullah Hamaney’in görev süresinin ne zaman dolacağı bilinmez, ancak sistem Hamaney sonrası döneme hazırlanmak zorunda. İslam Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında oluşturulan yapıların son yıllarda yaşanan toplumsal ve nesilsel dönüşümlere tekabül etmekte yetersiz kalıyor olması, sistemin muhafazakarlar iktidarı tarafından yüzleşilmesi gereken en hassas noktası. Bu hassasiyetin önümüzdeki dönemlerde muhafazakar elitler arası bir bölünme yaratması ve beklenen sistemsel dönüşümün bu bölünen muhafazakarlar eliyle kademeli reformlar halinde yapılması muhtemel.   

 

[1] https://www.cnnturk.com/dunya/sarik-dusurme-iran-isyaninin-sembolu-oldu

[2] https://iranprimer.usip.org/blog/2020/aug/11/iranian-womens-movement-four-phases

[3] https://data.worldbank.org/indicator/SP.URB.TOTL.IN.ZS?locations=IR ve https://iranprimer.usip.org/blog/2022/oct/07/statistics-women-iran

[4] https://iranprimer.usip.org/blog/2020/aug/11/iranian-womens-movement-four-phases

[5] https://iranprimer.usip.org/blog/2022/oct/07/statistics-women-iran

[6] https://data.worldbank.org/indicator/SE.PRM.TENR.FE?locations=IR

[7] https://iranprimer.usip.org/blog/2022/oct/07/statistics-women-iran

[8] https://iranprimer.usip.org/blog/2020/dec/08/part-3-iranian-laws-women

[9] https://www.pishkhan.com/news/281254
 

[10] https://iranprimer.usip.org/blog/2020/dec/03/part-ii-profiles-women’s-movement

[11] https://iranprimer.usip.org/blog/2020/dec/08/part-3-iranian-laws-women

[12] https://gamaan.org/wp-content/uploads/2020/09/GAMAAN-Iran-Religion-Survey-2020-English.pdf

[13] https://iranprimer.usip.org/blog/2020/dec/08/part-3-iranian-laws-women

[14] https://www.uikpanorama.com/blog/2022/10/05/iran2/

[15] https://www.bbc.com/turkce/articles/c97jjp8l7j6o , https://www.indyturk.com/node/574201/dünya/i̇randa-petrol-ve-çelik-işçileri-de-grev-ve-eylemlere-başladı , ve https://www.indyturk.com/node/584656/dünya/i̇ran’da-genel-grev-günlük-hayatı-felç-ederken-devrim-muhafızları-göstericileri

[16] https://www.cbc.ca/news/world/iran-morality-police-media-1.6674863

[17] https://www.bbc.com/persian/iran-63857875.amp

[18]  https://www.bbc.com/persian/iran-63857875.amp

Diğer Yazılar

Soru ve mesajlarınızı e-posta yoluyla bize iletebilirsiniz.

E-Posta Adresi:
info@sessizolmaz.org
Bizi Takip Edin

©2024 Tüm hakları saklıdır.