ARAMA
Makaleler
16.04.2022

NFT dünyasının çok kutuplu dijital coğrafyası

Biçem Kaya'nın NFT’lerin ve blok zincir sistemlerinin yakın tarihine ve ardındaki teknolojilere değinen ilk yazısını takiben okuyacağınız...

Biçem Kaya

Pixel arts NFT in card collection (NFT kart koleksiyonu). (SergeyBitos'un çalışması Shutterstock lisansıyla kullanılmıştır.)

Makale

16.04.2022
11 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Biçem Kaya

Biçem Kaya mimarlık pratiğindeki kariyerinin yanı sıra Bant Mag. dergisinde editör olarak içerik/haber hazırlamakta ve söyleşiler yapmaktadır. Son yıllarda teknoloji ve mimarlık kesişiminde kişisel araştırmalarına devam etmektedir.
Devamını Oku...

Etiketler

PAYLAŞ

Biçem Kaya'nın NFT’lerin ve blok zincir sistemlerinin yakın tarihine ve ardındaki teknolojilere değinen ilk yazısını takiben okuyacağınız bu ikinci bölüm, kripto dünyaya yönelik eleştirel tepkileri mercek altına alıyor. Kripto varlık dünyasının gönüllüleri tarafından NFT’lere yöneltilen çatık kaşlı bakışlar bir tür teknoloji karşıtlığı olarak nitelendirilse de sanat dünyası haricinde politik ekonomi, toplumsal cinsiyet ve ekolojik kriz meseleleri bağlamında dile getirilen kaygılara kulak vermek gerekiyor.

NFT’lerin ve blok zincir sistemlerinin yakın tarihine ve ardındaki teknolojilere değinen ilk yazıyı takiben okuyacağınız bu ikinci bölüm, kripto dünyaya yönelik tepkileri derliyor ve bir süreç değerlendirmesi içeriyor.


NFT’ler bilindiği üzere, yaratıcısına bir dijital varlığın yasal sahibi olma, bu yasal varlığı sergileyebilme, telif haklarına sahip olma ve eğer isterse bu hakları satabilme imkânı veriyor. Evet, bu dijital dosya satın alınmadan da bilgisayara indirilebiliyor, ancak tasarımcılar ve sanatçılar NFT’ler sayesinde satın aldıkları dijital varlıkların “orijinallik”lerini doğrulayabiliyorlar. 

Tabii, tahmin edilebileceği gibi, bu sistem çalınmalara karşı tamamen korumalı değil. Ancak bünyesindeki işlemlerin yayınlanıyor, takip edilebiliyor oluşu bir anlamda şeffaflık ve güvenlik sağlıyor.

Burada gözden kaçırılmaması gereken nokta, NFT’ler ile dijital sanatın ve dijital varlıkların alınabilir satılabilir olmasına yönelik bir adım atılmış olması. Fotoğraf ya da kameranın icadıyla birlikte farklı bir estetikten söz edilmesi gibi bir durumu NFT’lere uydurmaya çalışmak, bu dijital jetonların yarattığı heyecanı yeni doğan bir sanat akımı olarak görmek hatalı olur.

Gelelim eleştirel yaklaşımlara. Her ne kadar söz konusu kripto varlık dünyasının gönüllüleri tarafından NFT’lere yöneltilen çatık kaşlı bakışlar bir tür teknoloji karşıtlığı olarak nitelendirilse de sanat dünyası haricinde politik ekonomi, toplumsal cinsiyet ve ekolojik kriz meseleleri bağlamında dile getirilen kaygılara kulak vermek gerekiyor.

2007 Ekonomik Krizinin Bir Uzantısı Olarak NFT

Kripto para ve bitcoin madenciliği. (Fotoğraf: Crypto 360.)
Kripto para ve bitcoin madenciliği. (Fotoğraf: Crypto 360.)

İlk olarak ekonomik bağlamda gelen tepkileri anlamaya çalışalım. Nitekim ekonomik arka planı iyice anlaşılmadan kripto borsa ve NFT’ler hakkında kesin hükümlerin verilmesi bir hayli zor. Yorumlar bu arka planın ve bağlamın nasıl okunduğuna göre değişimler gösteriyor. Bu yazı böyle bir okuma yapma iddiasından ziyade gelen NFT’lere gösterilen güncel tepkileri bir araya toplama ve onlarla birlikte düşünme çabasındadır.

İlk yazıda kısaca değindiğimiz bir konuya, 2007 ekonomik krizine geri dönelim. Kriz sürecinde gelir düzeyi dağılımındaki dengesizlik, krizin aşılması için yürütülen Parasal Gevşeme (Quantitative Easing, QE) politikalarıyla daha da artmıştı. (Hâlâ da artmaya devam ediyor.) Para akışı “ayrıcalıklı” bir kesimin cebine akıyor. Söz konusu ayrıcalıklı kesim, servetleriyle iyi bilinen bir hikâyeyi de yeniden yazıyor; rekor meblağlar vererek sanat eserleri satın alıyor. 2007 krizinin sanat dünyası özelinde değerlendirildiği, açık artırmalarla eser satışlarındaki belirgin artışların sebeplerine değinen daha ayrıntılı bir inceleme için JJ Charlesworth’ün ArtReview’de yayınlanmış yazısına göz atılabilir.

2007 krizi, ekonomide olduğu gibi sanat dünyasında da önemli bir değişimin başlangıcını işaretledi. Bu değişim kriz ortamından doğan Bitcoin’in ortaya çıkışıyla birlikte başladı. Charlesworth’ün de makalesinde belirttiği gibi söz konusu sanat meraklıları, Bitcoin’in gelişiyle birlikte bu “fazla para”yı harcayacak yeni bir ortamla karşılaştılar. Yıllar birbirini kovalarken kripto borsa kendine geniş bir yer edindi. Sanat dünyası açılımını yapmakta daha fazla beklemedi ve 2021 yılı, Mike Winkelmann’ın (nam-ı diğer Beeple’ın) “İlk Beş Bin Gün” eserinin rekor bir meblağda satışını notlarına ekledi.

Rekor NFT satışlarının alıcılarına yönelik bu yüzeysel anlatımda sapmalar elbette olabilir. Ancak, blok zincir teknolojisine dayanan kripto dünyayı, ekonomik krizlerle beslenen geç kapitalizmin dijital devrim maskesiyle yarattığı yeni bir sahte heyecan olarak görmek, okumak, yorumlamak son derece olası. Hal böyle olunca kripto dünyaya dair, ilk bölümde de kısaca belirttiğimiz Merkezi-Olmayan Otonom Organizasyon (DAO) motivasyonu, dijital dünyada “demokratikleşme” gibi söylemlerle kapitalizmin karşısında bir yeni düzen gibi misyonların yüklenmesi bir yanılgıya yol açıyor.

Sonuç olarak NFT’leri eleştirmek, mevcut ekonomik dengesizliği eleştirmekten farksız hale bile gelebiliyor.

NFT tema tasarımı. (Iryna Khomenko'nun çalışması Shutterstock lisansıyla kullanılmıştır.)
NFT tema tasarımı. (Iryna Khomenko'nun çalışması Shutterstock lisansıyla kullanılmıştır.)

NFT’lerin satın alma işlemini belgeleyen kod dizilimleri olduğunu hatırlarsak, alma-satma işlemlerine yönelik sayıların havada uçuştuğu ardı arkası kesilmez bu gürültünün bir sanat oluşumuna yönelik heyecandan ziyade para kazanma telaşı olduğunu görmek de zor olmasa gerek. Bu gürültü içinde, satılan eserin ne olduğu, nasıl bir estetiğe sahip olduğu, tekniğindeki, içeriğindeki yetkinliğin ne olduğu gibi sanatsal kaygılar buharlaşıp uçuyor. Daha fazla para söz konusuysa, rekor satışlarda “kazananlar”ın ve “kaybedenler”in olduğu, kazanmak için ana akım olmanın, popüler olmanın zorunlulaştığı, aslında mevcut sistemden pek de farkı olmayan bir düzen beliriyor karşımızda.

Bir NFT, sahip olduğu sanatsal ya da içeriksel yetkinlik gibi kıstaslardan ziyade blok zincir piyasasında sözü geçen bir çevre tarafından "bu değerlidir" etiketi yapıştırıldığı için değerli. Eğer geniş kitlelere yayılamaz ve popüler, ilgi çekici kalamaz ise kısa bir sürede katılımcıların heyecanlarını kaybedip el ayak çekeceği bir ortam aslında. Satan bir fikriniz olduğu sürece ne yaptığınız veya ne şekilde yaptığınızın bir önemi olmayabiliyor. Haliyle bu durum da sanat dünyasından gelen tepkilerin merkezinde yer alıyor.(Daha detaylı bir okuma için Ali Artun’un kaleme aldığı, E-Skop’da yayınlanan Kripto Sanat, Kripto Para metnine göz atılabilir.)

NFT’lerle geçirdiğimiz 2 yıllık süreçte şimdiye kadar olan, rekor satışlar, popüler içerikler incelendiğinde de kimi haklı kaygılar oluşuyor. İlk hassas konu, kullanıcı profilindeki dağılım.

Beyaz erkek profilin hakimiyetinde olan düzenin sözüm ona karşısında dikilen NFT dünyası, hiç de beyaz erkek egemenliğinden kurtulmuşa benzemiyor. Bunu kullanıcı profiline yönelik araştırmalardan ve üretilen içeriklerden anlamak mümkün. “Meme” dünyasının karanlık parçası olan cinsiyetçi, kara mizahın manipülasyonuna sığınan eril bakışın üretimlerine değerler biçildiğini görüyoruz. Kullanıcılar bu içerikleri (farkında olarak ya da olmayarak) koleksiyonlarına ekleyebilmek için kıyasıya yarışıyor. Bu karanlık taraf bir yandan internetin dipsiz karanlığına açılıyor ve alt-right gruplar gibi “öfkeli, ırkçı, cinsiyetçi beyaz erkek” profilin yerleşip nefret suçu işleyerek kendilerine hatırı sayılır kazanç sağladıkları bir zehirli ortam haline geliyor.

NFT’lerin Erkek Egemen Dünyası

Artnet’den Sarah Cascone’un kaleme aldığı yazı, NFT’lerle geçen ilk 21 aylık sürecin çerçevesini çiziyor. Bu yazı ArtTactic’in 2021 tarihli raporunda paylaşılan verileri yakın mercek altına alıyor. Örneğin, Nifty Gateaway’in 21 aylık satış verilerine göre kadın sanatçıların kayıtlı kazanç sağladığı satışların genel satışlara oranı %16’yı geçmiyor.

Artnet Intelligence raporuna göre ise sadece 6 kadın -2021’in ilk yarısındaki istatistiklere göre oluşturulmuş- en çok satan 100 sanatçı listesinde yer alıyor. İlk 10 listesindeki tek kadın sanatçı, listeye 6. sıradan yerleşen Grimes’ın “WarNymph Collection Vol. 1” adlı içeriği. (5.8 milyon dolara satıldı.) Listede Grimes’dan sonraki ilk kadın sanatçı ise Jo-Ani Charland ve 50. sırada yer almakta. Jo-Ani Charland’den sonraki isim ise listenin 54. sırasındaki Blake Kathryn. Ayrıca 2008-2019 aralığını kapsayan daha genel bir çerçeveye göre 196.6 milyar dolarlık açık artırma sanat eseri satışlarında sadece %2 oranında kadın çalışmaları yer alabiliyor. Ayrıca Artnet’in raporunda yer alan bir başka veriye göre NFT satışlarından elde edilen kazançların %55’i sadece 16 sanatçının arasında paylaşılmış. Dolayısıyla, söz konusu kazancın erkek sanatçılar arasındaki dağılımında da büyük bir dengesizlik olduğunu görüyoruz.

Kadın ve LGBTQ+ sanatçıların NFT dünyasında daha fazla var olabilmeleri ve görünürlük kazanabilmeleri için kimi projeler de var. Putin karşıtlığıyla bilinen Pussy Riot’un kurucularından Nadya Tolokonnikova’nın DAO açılımı UnicornDAO “web3.0 ataerkil düzeniyle mücadele etmeyi hedefleyen feminist hareket” olarak motivasyonunu açıklıyor. “Tamamen Web3.0 dünyasındaki kadın, non-binary ve LGBTQ+ sanatçıları desteklemek” amacı taşıyor.

Bir diğer adından söz ettiren NFT açılımı ise World of Women. Bu açılımın destekçileri arasında Pak, Beeple, Bored Ape Yacht Club gibi NFT denildiğinde akla ilk gelen isimler yer alıyor. Çok fazla ünlü ismin bu projeye destek verdiğini görebilmek mümkün. Bu bağlamda belirli bir popülerlik yakalandığından söz edebiliriz.

Bir yandan da erkek egemenliğindeki sanat ve teknoloji dünyasının bir tür kesişimi olan NFT dünyasına dair ilk verilerde, sihirli bir şekilde cinsiyet konusunda bambaşka bir tabloyla karşılaşmayı beklemenin gerçekçi bir tarafı olmadığını kabul etmek gerek. Ancak vaziyetin çizdiği bu resim, dezavantajlı durumun değişmesi için adımlar atılmasının ne kadar önem taşıdığının bir göstergesi olarak görülmeli. NFT’ler ve dijital medya üzerindeki feminist açılımın, sadece sanatçı ve proje sayısını arttırmakla sınırlı kalmaması gerektiğini bir an önce kavramak gerekiyor. Nitekim eril bakış ve problemli dayatmaları, sadece sanatçının varlık ve görünürlük oranlarında değil, üretilen içeriklerdeki rahatsız edici detaylara kadar kendini var ediyor. “İptal kültürü”nden (cancel culture) var olma mücadelesine her alanda ve her araçla bu dayatmalara karşı kapsamlı bir mücadelenin verilmesi gerekiyor.

Ekolojik Boyut: WWF’nin NFT Projesi Üzerinden Bir Güven Testi

Blok zincir teknolojisine dayalı diğer tüm sistemler gibi NFT’ler de karbon emisyonunun artışında büyük rol oynamakta. Büyük bir kesimin NFT'lere karşı çekimser davranması bu sebepten. Eleştiriler de ekoloji ekseninden ilerliyor. Hem bunun sebebini anlamak hem de zaman içerisinde karbon emisyonunu azaltmaya yönelik blok zincir teknolojisinde atılan adımlara değinebilmek için iki kilit kavramın tanımını ortaya koymak gerekiyor. Bunlar İş Kanıtı (Proof of Work) ve Hisse Kanıtı (Proof of Stake).

Öncelikle her ikisinin de blok zincirin güvenli bir şekilde işlemesi için kurgulanmış anlaşma ya da mutabakat mekanizmaları, algoritmalar olduğunu belirtmek gerek. Aralarındaki temel fark ise zincirdeki yeni işlemleri yapacak kullanıcıya nasıl karar verdikleriyle ilgili.

İş Kanıtı (Proof of Work), literatürde mining ya da madencilik olarak geçen işlemlerle, bilgisayarların bilişim gücünü kullanarak kompleks şifreleme bulmacalarını, birbirlerine karşı yarışarak çözmeye çalıştıkları bir sistemdir. Söz konusu şifreyi en hızlı çözen bilgisayar işlem yapma hakkına sahip olur. Haliyle bu süreç çok büyük miktarda enerji tüketir ve karbon ayak izinin artmasına sebep olur.

Hisse Kanıtı (Proof of Stake) ise yeni işlem açma sürecinde, daha fazla dijital jetona sahip olan kullanıcıya öncelik tanır. İş Kanıtı’nda daha fazla enerji harcayan kullanıcıya yeni işlem açma imkanı tanınmasından farklı olarak, Hisse Kanıtı’nda daha fazla harcanan şey enerji değil paradır. CCRI raporuna göre Hisse Senedi ağı, Bitcoin’e kıyasla 0.001% oranında daha az enerji tüketmektedir.

Bilindiği üzere NFT’lerin büyük bir kısmı Ethereum ağı üzerinden mintlenmekte. Ethereum da İş Kanıtı algoritması ile işlem açan bir sisteme sahip. Digiconomist’e göre Ethereum’un karbon ayak izi İsveç’in toplam karbon ayak izine eş. Total sıcaklık artışının yüzyıl sonunda 1.5 derecenin altında tutulması gibi hayati hedeflerin konulduğu bir çağda, karbon ayak izindeki artışı durdurmak bir yana azaltmamızın zorunluluk olduğu bir süreçten geçmekteyiz. Eğer blok zincir teknolojisi, iddia edildiği gibi geleceğin teknolojisi ise karbon ayak izi konusunda daha büyük ve somut adımlar atması gerekiyor.

Öte yandan WWF (World Wildlife Fund, Dünya Vahşi Yaşam Fonu) gibi çevreci oluşumların da kendilerini NFT ortamında var ettiklerini görmek çelişkili bir atılım olarak değerlendirilebilir. WWF'nin NFT açılımı özelinde konuya bakarsak, fonun “ekoloji dostu” olduğu iddia edilen Hisse Kanıtı algoritmasına dayalı Polygon ağı üzerinden NFT projesine giriştiğini görüyoruz. Digiconomist’in alıntıladığına göre, WWF’nin paylaştığı veriler ışığında, proje kapsamındaki her işlem 0.206587559 gram CO2 üretmiş. Ethereum özelinde işlem başı üretilen CO2 miktarı verisi ise 124.34 kilogram.

Ancak Digiconomist bu verilerle yetinmeyip başka türlü bir hesap daha ortaya döküyor. 3 Şubat 2022 gününde tüm Ethereum ağına ait üretilen karbondioksit miktarının 99.2 milyar gas (gas,işlemlerin gerçekleşmesi için gerekli maliyeti ifade eden ölçü birimi) civarında olduğu ve bunun 3 şubat günü için 144,712,329 kilogram CO2 üretilmiş olduğu anlamına geldiğini belirtiyor. Ethereum ağı üzerinden o gün dahilinde en az %1.1 oranında Polygon ağının işlem yaptığı, bunun da  1,598,215 kilogram CO2’e karşılık geldiği ortaya konuyor. Yani Polygon ağı üzerindeki bir işlem yaklaşık olarak 430 gram CO2 üretmiş. Bu WWF’ın verilerinin 2.100 kat daha fazlası.

Hesaplamalardaki bu büyük farklar ve çevrecilerin tepkileri WWF yetkililerini bir durum değerlendirmesi yapmaya zorladı. Ardından geçtiğimiz şubat ayında, yardım fonu NFT projesini geri çekme kararı aldığını açıkladı.

Günden güne değişen veriler, çelişkili açıklamalar içinde post-truth çağının hakkını verir bir kafa karışıklığı yaşamamak elde değil.

NFT’lerin sanat ve sanatçı boyutunda mevcut düzene karşı, topluluk temelli, şeffaf ve daha demokratik bir mücadele aracı mı yoksa farklı bir iktidar kurma yolunda geç kapitalizm oyuncağı mı olduğu tartışmaları elbette önemli. Ancak küresel iklim krizinin boyutları göz önüne alındığında karbon ayak izinin küçültülmesinin hayati olduğu gerçeğinin, diğer her emisyon sorumlusu konu ve pratikte olması gerektiği gibi NFT tartışmalarının da merkezinden sapmaması gerektiğini unutmamalıyız. Bu bağlamda Web 3.0, Metaverse, NFT gibi açılımların önderlik ettiği dijital dönüşümün bir zorunluluğa dönüştürülmeye çalışıldığı günümüzde neyin gerçekten zorunluluk olduğu sorusuna cevap ararken insan merkezli yaklaşımların gezegenimiz için sürdürülebilir olmadığının farkında olmalıyız.

Görsel 1: Pixel arts NFT in card collection (NFT piksel sanatları kart koleksiyonu). (SergeyBitos'un çalışması Shutterstock lisansıyla kullanılmıştır.) 

Görsel 2: Kripto para ve bitcoin madenciliği. (Fotoğraf: Crypto 360.)

Görsel 3: NFT tema tasarımı. (Iryna Khomenko'nun çalışması Shutterstock lisansıyla kullanılmıştır.)

Diğer Yazılar

Soru ve mesajlarınızı e-posta yoluyla bize iletebilirsiniz.

E-Posta Adresi:
info@sessizolmaz.org
Bizi Takip Edin

©2024 Tüm hakları saklıdır.