ARAMA
Röportajlar
04.08.2021

Cesur bilim için elzem koşullar, telafisi zor zamanlar: Sündüs Erbaş Çakmak ile...

Yeni bir akademik araştırmacı kuşağı, uluslararası literatürde etkili çalışmalarıyla Türkiye'nin dört bir yanında konumlanmış...

Sündüs Erbaş Çakmak

Fotoğraf: Sündüs Erbaş Çakmak'ın laboratuvar arşivinden

Röportaj

04.08.2021
15 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Sündüs Erbaş Çakmak

Sündüs Erbaş Çakmak Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden lisans, Bilkent Üniversitesi Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Bölümü’nden doktora derecesini aldı. Doktora çalışmalarının bir bölümünü...
Devamını Oku...

Etiketler

PAYLAŞ

Yeni bir akademik araştırmacı kuşağı, uluslararası literatürde etkili çalışmalarıyla Türkiye'nin dört bir yanında konumlanmış durumda. Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi Dr. Sündüs Erbaş Çakmak bu kuşağın çarpıcı temsilcilerinden biri. Araştırma laboratuvarında yürüttüğü kanser araştırmaları dünyanın saygın dergilerinde yayınlanıyor, başka araştırmacılara yol gösteriyor. Erbaş Çakmak'a rekabetçi akademik kurum ve cemiyetlerde bilim kadını olmak nedir sorusunu sorduk; mevcut koşullar ve telafisi zor zamanlar dahilinde cesur ve yenilikçi bilim yapmanın imkânlarını konuştuk.

Akademisyen olarak çalıştığı kurum yakın zamanda Konya’da kurulmuş bir vakıf üniversitesi. Büyük bir gıda holdingi tarafından kurulmuş bir eğitim kampüsü. Bu kurum bünyesinde yürüttüğün çalışmalar heyecan verici. Kanser biyolojisi üzerine özgün ve inovatif bilimsel çerçeveler içinden araştırma yürütüyor, bilgi üretiyor, biyoteknolojiler geliştiriyorsun. Pek çok saygın dergide yayımlanmış, bolca atıf alan makalelerin var. Kanser diye tek bir çatı terim altında adlandırılan ama aslında çok farklı tıbbi durumları içeren bir kategori ve dünyadaki araştırmacı iş gücünün en büyük itici güçlerinden biri. Sen de o iş gücünün bir parçasısın. Bütün bunlar ışığında kendini ve araştırmalarını nerede konumlandırıyorsun?

Günümüz biliminde, önceden sınırları daha keskin olan disiplinlerin içiçe geçtiğini, çok disiplinli çalışmaların yapıldığını, geleneksel yöntemlerden uzaklaşarak ‘akıllı’ sistemlerin uygulandığı çalışmaların öne çıktığını görüyoruz. Özellikle biyoloji söz konusu olduğunda karmaşık, birbirine entegre, birbiri ile dinamik ilişki içinde sistemler topluluğunu düşünmemiz gerekiyor. Laboratuvarımızda bu tip sistemlerin taklit edildiği veya ‘akıllı’ kategorisinde terapötik ajanların geliştirildiği araştırmalar yürütüyoruz. Hücre içinde, çoğunlukla hastalıkla ilişkili markörler varlığında aktivitesi manipüle edilebilir bileşikler tasarlıyoruz. Bilgi işleme yetisine sahip olan bu ajanlar hücreden edindiği bilgiler doğrultusunda dönüşüme uğrayıp istenilen tepkiyi veriyor (tedavi veya görüntüleme şeklinde). Geleneksel yöntemlerin aksine tasarladığımız ajanların, hedef biyolojik yapılara benzer şekilde birden fazla sinyali algılayıp, değerlendirip tepki vermesini sağlıyoruz. Nano boyutta bir bilgisayar gibi çalışan moleküler mantık kapıları üretiyoruz. Örneğin yaptığımız son çalışmada moleküler şifreleme kullanarak terapötik ajanımızın hücrede, 3 karakterli şifre doğru sıra ve nitelikte girildiğinde aktifleşmesini sağladık. İlk terapötik moleküler şifreleme örneğini bilime kazandıran bu çalışmada geleneksel kanser ilacına direnç kazanmış hücreleri hedeflemeyi başardık. Bilim ve Teknolojide Avrupa İşbirliği Kuruluşu (COST) desteği ile yürüttüğümüz bu araştırma, klinik öncesi ilaç geliştirme çalışmalarına ilham vereceğini düşündüğümüz yeni nesil bir yaklaşım. Bu kapsamda, çalışmalarımızın öncül nitelikte olduğunu, hem ülke hem de dünya bilimine katkı sağlayacağını sanıyorum.

Özgün ve yenilikçi kanser araştırmaları yürüten biri olarak kanser araştırmalarının paradigmatik açıdan tarihsel gelişimini, mevcut durumunu ve gelecekte zuhur edebilecek daha da yenilikçi araştırmaları nasıl değerlendiriyorsun?

Kanser tek bir ortak moleküler tanının veya tedavinin mümkün  olmadığı bir hastalık. Her kanser vakasında farklı genlerin mutasyonu gerçekleşmiş olabilir. Değişime uğrayan genler de hücrenin canlılığı için kaçınılmaz olan genler. Geleneksel ilaçlar çoğunlukla genel hücre döngüsünü hedef alan ilaçlar ve yan etkileri çok fazla. Kişiye özel tedavi ile bir miktar yan etkilerin önüne geçilmeye çalışılsa da sorun devam etmekte. Diğer bir problem ise değişime daha açık kanser hücresinin ilaca direnç geliştirmesi. Yeni nesil sistemler içinde bulundukları bilgi ağına adapte olup onlarla birlikte sistemin gerektirdiği şekilde davranan yapılar olabilir. Bu konuda bir çalışmamız oldu. Yeterince aktivite gösterdikten sonra, geri besleme döngüsü ile kendini ‘susturan’ bir terapötik ajan ürettik. Benzer yapılar periyodik ilaç veya hormon salımında kullanılabilir. Örneğin, dışarıdan sürekli ilaç takviyesi yerine, vücuda entegre edilen bir moleküler sistemin ihtiyaç halinde ilaç saldığını düşünebiliriz. Science dergisinde yayımlanan diğer bir çalışmamızda, elde edilen bilgileri çok daha küçük moleküler yapılara uygulayarak, hücredekine eşdeğer bir düzenli enerji girdisi ile yapay moleküler makineler inşa etmeyi, çalıştırmayı başardık. Bu çalışmaların ileride nano-aygıt uygulamaları olacağı muhakkak.

‘Normal bilim’in de önemli olduğunu vurgulayarak kendimi devrimsel bilim peşinde koşan bir bilim insanı profiline daha yakın bulduğumu söyleyebilirim. Elimizdeki bilgilerin detaylı, zaman zaman inatçı çalışmalar sonucu elde edildiğini, devrimsel fikirlerin veya büyük bilimsel sıçramaların da bu bilgilerle beslenerek gerçekleştiğini düşünmekteyim. Kendi çalışma alanımdan örnek verecek olursam, literatürde herhangi biyolojik analite duyarlı olan, yapıca benzer binlerce molekül bulabiliriz. Bunların büyük bir kısmı bilimi bir adım öteye götürmeyen çalışmalar olarak düşünülebilir. Fakat daha ileri bilgi işleme kapasitesine sahip ajanlar geliştirirken literatürdeki bu bilgilerden faydalanıp detaylı tasarım yapma imkanımız oluyor.

2018’de L’oreal UNESCO Genç Bilim Kadınları ödülüne layık görüldün. Bu tarz fonların konusunda uzman olup hak eden kişilere verildiğini, destek programlarının dünyanın farklı yerlerinde yürütüldüğünü biliyoruz. Kendi de yurtdışında bulunmuş biri olarak başka programlara, pozitif ayrımcılık pratiklerine tanıklık etmişsindir. Özlem Türeci sayesinde bilim kadınlarının kamusal görünürlüğünün önemi tekrar kamusal tartışmalara konu oldu malum. Sen de çeşitli ortamlarda video ve fotoğraf çekimlerine katıldın, araştırma konunu konunun uzmanı olmayan okuyucu ve dinleyici kitlelerine anlattın verdin. Ayrıca aldığı fonların Konya yerel basınında yer aldığını da görüyoruz. Muhtemelen ileride ulusal basında da yer alacaksın. Bütün bunlar birer kamusal görünürlük türü sonuçta. Bu tür pozitif ayrımcılık uygulamaları hakkında ne düşünüyorsun?

Toplumun uyguladığı ayrımcılık olmasa bile bilim kadını, doğum, ilk dönem bebek bakımı gibi sahip olduğu biyolojik rol gereği bilimsel çalışmalarına 1-0 geride başlıyor. Bu süreçlerin çoğunlukla 25-35 yaş arası gerçekleştiği düşünülürse, en üretken zamanında kadının bilimsel arenadan mahrum kaldığı görülüyor. Bilimsel araştırma 2-3 yıl ara verilip kaldığınız yerden devam edebileceğiniz bir çalışma değil. Her şey dinamik. Araştırma yapabilmeniz için hem maddi kaynak bulmanız hem de araştırma ortamı sağlamanız gerekiyor. Diğer bir deyişle 2-3 yıl ara vermiş bir bilim kadınının aslında kaybı çok daha fazla oluyor. Bu nedenle bahsettiğin pozitif ‘ayrımcılığın’ bir ayrımcılık değil telafi imkanı olduğunun ve gerekli olduğunun bilinmesi gerekir. Yaşa bağlı olan ve yalnızca kadınlara verilmeyen birçok ödül veya destek fonunda doğum yapmış kadınlara ek bir yıl daha başvuru yapma hakkı veriliyor. Herhangi bir nedenle araştırmasına ara vermiş bilim insanlarının aynı çalışma ortamını ve imkanını oluşturması zaman aldığı için verilen bu ek süre telafi için yeterli olmuyor. Sınırsız araştırma imkanı olsaydı ve karşı cinsle aynı koşullarda yarıştırılmıyor olsaydık kadının bilimsel çalışmalarına verdiği ara elbette sorun olmazdı.

Bilimsel araştırma topluluklarının ve bilimsel araştırma yaklaşım çeşitliliğin dünyanın farklı yerlerinde çoğalması, zenginleşmesi adına artıları neler, handikapları neler?

Bilimsel çalışmaların farklı topluluklar tarafından gerçekleştiriliyor olması elde edilen bilginin çeşitliliği ve çokluğu açısından oldukça önemli. Diğer taraftan bilimsel dil ve toplum tekelinin de bu sayede aşılması mümkün. Çoğunlukla ortak bir dille bilimsel iletişimin kuruluyor olması bir avantaj fakat bu dile hakim olmayan, özellikle camianın henüz tanımadığı genç bilim insanlarının bu sebeple zorluklar yaşadıklarını görüyoruz. Avrupa ve Amerika menşeili bilimsel dergilerde kendi toplumlarından olmayanların yayınlarına karşı bilimsel önyargı olabiliyor. Çeşitlilik bu tür bilimsel ayrımcılığın önüne geçecektir.

Kampüs dışında sunumlar yapman, uzmanlık alanını o alana vakıf olmayan kişilerle paylaşması gerektiğinde nasıl davranıyorsun, o karşılaşmalara nasıl hazırlanıyorsun?

Bilimin geldiği yer düşünülürse, her araştırma ekibinin çalıştığı konu oldukça spesifik oluyor. Dalllanmış budaklanmış bilimsel alanlar var ve siz onun ucunda bir yerde bir konuyu araştırıyorsunuz. Konuya vakıf olmayan birine anlatırken elbette birçok bilinmezi anlatmanız gerekiyor. Büyük resmi kaybettirmeden detayları anlatmaya çalışıyorum. Bunun için zaman zaman temel fizik ve kimya anlattığım da oldu. Aynı yöntemi derslerde de uygulamam gerekebiliyor. Öğrenciye ileri bir konu anlatmadan önce temel bilgileri hatırlatıyorum.

Pek çok başarılı bilim insanının sadece içinde konumlandığı uzmanlık alanı değil başka kreatif kaynaklardan da ilham aldığını biliyoruz. Hayal gücü olmadan bilim yapılmaz derler. Boğaziçi Üni. İstanbul, Bilkent Üni. Ankara, Indiana Uni. Bloomington, Manchester Uni. Manchester ve Konya Gıda ve Tarım Üni. Konya’da aktif olarak çalıştın. Pek çok bilimsel konferansa gittin, sunumlar yaptın, farklı bilimsel araştırma topluluklarından insanlarla tanıştın. Araştırmalarını tasarlar, tasavvur ederken başka bilimsel disiplinlerden ve çalışma alanlarından ilham alıyor musun?

Öğrencilik dönemimde kendi alanımda eğitim alırken başka disiplenlerde değerli bilgiler kaçırdığımı, bu nedenle asla iyi bir bilim insanı olamayacağımı düşünür, fırsat buldukça farklı disiplinlerin derslerini takip etmeye çalışırdım. Çalıştığım konu gereği kimya ve biyolojinin kesiştiği bir noktada araştırmalarımı yürütüyorum ve dolayısıyla her iki bilim dalından da besleniyorum. Fotofiziksel süreçlerin manipüle edildiği moleküllerle çalıştığım için ve diğer araştırma konum olan moleküler makinelerin hareket prensiplerini anlamak için fizik, nanoteknoloji bilimlerinden faydalanıyor, onlardan ilham alıyorum.
 
Sosyal ve beşeri bilimlerden ilham aldığım oluyor elbette. Hatta araştırmalarımızda yaşadığımız zorluklar sonucunda umutsuzluğumu pekiştiren görüşler de oluyor. Araştırmalarımıza kaynak bulmaya çalışıp her seferinde onca çabamızın boşa çıktığı durumlarda Camus’nün Sisifosuna benzer bir umutsuzluğa düştüğümü hissediyorum. Yine sistemin karmaşıklığını unutup, yaptığımız rasyonel tasarım sonrası ajanımız istediğimiz şekilde çalışmadığında kendimi sürekli dalgalanan bir denizde ‘pattern’ arayan biri gibi hissediyorum, o zamanlarda Beckett’in dediği gibi Godot’yu beklemenin anlamsız olduğunu düşünüyorum. Elbette işin sonunda arayışın kendisi de güzel diyerek motive ediyorum kendimi. Çok zor savaş koşullarında devrimsel görüşler ortaya atan bilim insanları ilham verici elbette, mesela Jacques Monod. Herkesin baktığı fakat göremediği, orada duran bilgiyi görebilen kişiler bana en çok ilham verenler. Bu nedenle farklı bakış açıları kazanmaya çalışıyorum. 1977 Nobel Kimya ödülü sahibi Ilya Prigogine otobiyografisinde dengeden uzak, dağılmaya yatkın sistemlerin (biyolojide olduğu gibi) termodinamiği üzerinde çalışırken uzman bilim insanlarının kendisini eleştirdiğinden, her sistemin dengeye ulaşacağını, bu nedenle geçici ve dengeden uzak durumların çalışılmaya değer olmadığının ima edildiğinden bahseder. Prigogine gibi toplumsal yönlendirmelere karşı durabilen bilim insanları da her zaman bende hayranlık uyandırmıştır.
 
Bilim insanı cesur olmalı, toplumsal beklentilerden kendini soyutlayabilmeli ve elbette yaptığı işi önemsemeli. Yukarıda değindiğim makale sayısı, atıf, doçentlik vs gibi konulara kafa yoran bir akademisyen yaptığı işe konsantre olmakta zorlanacaktır.

Bilim insanları için araştırma çerçeve ve bulgularını tasavvur eder, somut araştırma pratiklerine dönüştürür ve ardından elde ettiği somut bulguları dile, bilimsel anlatılara dökerken metaforların dilsel açıdan büyük önemi var. 1970’lerden itibaren kanser tedavi ve araştırmalarında savaş metaforu yaygın olarak kullanılıyor. Bağışıklık sisteminin bileşenlerini tanımlarken askeri ordu terimleri kullanılıyor. Biyokimyada çeşitli inşaat ve marangozluk terimleri kullanılıyor.Her araştırmacı kendi kişisel hayal dünyası ve mensubu olduğu bilimsel araştırmacı topluluğunun geleneklerinin kesişiminde şekillenen özgül dilsel kaynaklardan ve metaforlardan besleniyor. Bu bağlamda insan hücrelerini birer elektronik devre, algoritmik olarak programlanabilir ve kontrol edilebilir cihaz olarak tasavvur etmenin avantajları ve dezavantajları neler?

Bilim yaparken çoğu zaman görmediğimiz veya ancak dolaylı yoldan görebildiğimiz yapılarla çalışıyoruz. Moleküller tasarlıyor ve üretiyoruz fakat onları görmüyoruz. Onları, onların davranışlarını aklın algılayabileceği şekilde tanımlamak gerekiyor. Dilin kendisi de böyle bir sey değil mi zaten, somut bir elmayı, ‘elma’ kelimesi ile eşleştiriyoruz. Bu, dış dünyayı kafamıza taşıyıp, onu tanıyıp yorumlamamıza imkân veriyor. Aynı nedenle, göremediğimiz hücresel elemanlar veya süreçleri metaforlaştırmak işimizi kolaylaştırıyor. Karmaşık bir sistem, daha basit bir resim şeklinde önümüze çıkıyor. Elbette basitleştirmenin beraberinde bilgi kaybı getirdiğini de unutmamak gerekir. Örneğin bilgisayarlarda olduğu gibi biyolojik sistemlerin 1 ve 0’lardan yani ‘var’ ve ‘yok’lardan meydana geldiğini söylemek her zaman doğru değil. Belli bir eşik değerine ulaştıktan sonra işleyişi değişen biyolojik yolaklar da var, en küçük bir değişimin bile tüm süreci etkilediği sistemler de. Elde edilen bilginin doğruluğunu kesinleştirmek için yaptığımız indirgeyici yaklaşım, kısmi bir konuda bilgi zenginliğimizi artırabilir fakat genel resim içindeki kesinliği kaybetmemize neden olabilir. Bir tür bilgi belirsizlik ilkesi gibi.

Son dönemde halk arasında, sosyal medya üzerinden yaygınlaşarak dolaşıma giren çipli aşı, vücudumuza çip yerleştirdiler komplo teorileri hakkında ne düşünüyorsun?

Ülkeler arasındaki siyasal güvensizliğin bilime de yansıması sonucu ne yazık ki bu tip komplo teorileri ortaya çıkıyor. Konunun uzmanı olmayan kişiler bu bilgilere inanmak ve yaymak yerine, şüpheye düştükleri zaman konunun uzmanından fikir almalılar elbette. Son yüzyılda geliştirilen teknolojilerin savaş teknolojisine hizmet etmesi, hatta bazılarının bu amaçla gelştirilmesi toplum hafızasından silinmediği için her türlü bilimsel gelişmeye temkinli yaklaşıyorlar.

Hücreleri karmaşık açma kapama düğmelerinden oluşan cihazlar olarak tasavvur etmenin avantajları ve dezavantajları neler? Sonuçta çipler de öyle çalışmıyor mu?

Hücrede bulunan binlerce biyokimyasal yolaktan biri ayrı olarak incelense açma-kapama düğmelerinden oluşan cihazlarla kontrol edilen bir cihaz olduğu söylenebilir. Sistemin bir parçasını ayırıp inceleme yöntemi bize teknik kolaylık sağlıyor, süreçle ilgili önemli bilgiler edinmemize imkan veriyor. Enzimler biyokimyasal dönüşümleri sağlıyor ve çoğunlukla hücre içi duruma göre açılıyor veya kapanıyor. Fakat bu yolakta üretilen veya tüketilen bir metabolitin başka yolaklar tarafından kullanıldığını biliyoruz. O yolağı da problemimize eklediğinizde işler değişiyor. Birbirine entegre kompleks bir bilgi ağı oluşmuş oluyor. Üstelik komşu hücreler, çok uzakta bulunan hücrelerin etkisi de işin içine giriyor. Fizikteki ‘çok cisim’ sorununa benziyor. Tek hidrojen atomunda elektronun davranışını yüksek doğrulukta belirleyebiliyorsunuz, fakat yakınına birden fazla atom gelince işler karışıyor, problem karmaşık bir hal alıyor.

Daha önce bir sohbetimiz sırasında yaşamın bileşenlerinin karmaşıklığı karşısında basitleştirilmiş modeller geliştirmenin öneminden ama bir yandan da o karmaşıklığı olduğu gibi kabul etmek gerektiğinden bahsetmiştin. Yaşam karmaşık bir maddi dünya; sadeleştirmek, anlaşılabilir mekanizmalar tespit etmek gerekiyor, demiştin. Yürüttüğün araştırmalar şimdiye kadar yürütülen pek çok indirgemeci, tek bir hedefe yönelik yaklaşımlardan farklı. Karmaşık olanı olduğu gibi kabul edip, ona uygun algoritmalar geliştirmeye çalışıyorsun. Ve yayınlarının aldığı atıf sayısı ve çalışmalarının yayınlandığı dergilerin saygınlık derecesi göz önüne alındığında bu yaklaşım ilgi görüyor, giderek yaygınlaşıyor. Yaşamın karmaşıklığını göz ardı etmemenin etik açıdan, yaşama, doğaya ve insanlık onuruna saygı açısından önemli olduğu aşikar. Bu düşünsel hat üzerinden ilerlersek güncel biyoteknoloji ve kanser araştırmaları hakkında ne düşünüyorsun?

Hepimiz bir küçük noktasını görebildiğimiz fili anlamaya çalışan karıncalar gibiyiz. Söz konusu karmaşıklığı kabul edip, onu gözden kaçırmadan araştırma yapmanın bir yolu elde edilen tüm bilgileri tek bir potada eritebilmek. Kanser ve biyoteknoloji araştırmalarında elde edilen bilgiler binlerce farklı kaynağa dağılmış durumda. Bu bilgilerin hepsini beraber özümseyebilmek için uluslararası ortak çalışmalar yapmak önemli ve elbette bilgisayar destekli ‘büyük data’ analizleri de.

Bir bilim kadını olarak gelecekten beklentilerin neler?

Gelecekten en büyük beklentim bilimsel özgürlük. Araştırma için maddi kaynak bulmak gerekiyor. Destek veren kuruluşlar ise daha pragmatik bir yaklaşım güdüyor ve mevcut bütçeyi ‘öncelikli alan’ olarak tanımladığı pragmatik araştırmalara veriyor. Bu durum araştırmaları ister istemez belli başlı alanlara yönlendiriyor. Dolayısıyla ekonomik özgürlük bilimsel özürlüğü de beraberinde getirecektir. Diğer bir beklentim ise bilim insanlarının belli kalıplar içine oturtulmaya çalışılmaması. Yayın sayısı, yaptığı proje sayısı, bulunduğu üniversite vs bir bilim insanının yaptığı çalışmanın önemini ölçen yegane ölçütler olmamalı.

Araştırma projelerini geliştirir, bilimsel ufuk çizgilerini belirler ve onlara doğru ilerlerken ne gibi etik ilkeleri gözetiyorsun?

Bilimsel araştırmalarımızın ileri basamaklarında hayvan deneyleri gerekebiliyor. Birçok araştırma ekibinin yayın üretebilmek adına uygulama potansiyeli olmayan terapötikler için bile bu ileri deneyleri yaptığını gözlemliyorum. Ben aktivitesini belli seviyeye ulaşmamış terapötik ajanlar için bu çalışmaları yapmaktan kaçınıyorum.

Covid-19 her meslek alanını, uzmanlık dalını türlü açılardan derinden etkiledi. Pek çok bilimsel dergide bilim kadınlarının -mevcut ev sorumlulukları, çocuk bakımı vs. işleri dolayısıyla- bilim insanı erkeklere kıyasla üretkenliklerinin daha da azaldığını bilimsel istatistiksel bulgularla gösteren yazılar yayımlandı. Hem araştırma rutinin ve insan kaynakları yönetimin, laboratuvar çalışma ortamının materyal koşulları, başka kurumlarla yürüttüğün işbirlikleri hem de yüksek öğretim üyeliği sorumlulukların ve ders verme pratiklerine etkisi açıdan seni nasıl etkiledi?

Çocuk-anne ilişkisinin farklılığı, kadının çocuğa karşı duygusal zaafı nedeniyle bu süreçten ben dahil özellikle anne olan diğer bilim kadınlarının çok etkilendiğini söyleyebilirim. Birçok kadın zor koşullarda vazgeçmek yerine daha fazla mücadele etmeyi seçer. Yorucu bir süreçti.

Covid-19 sırasında yürütülen yenilikçi aşı çalışmalarını yakından takip ettin mi? Kendi çalışmaların için faydalı olabilecek olgu ve bulgular zuhur etti mi hiç?

Salgınlar ve diğer hastalıklar üzücü sonuçlara sebep olsa da çok değerli bilimsel bilgiler edinmemizi sağlıyor. Anomaliler doğanın sırlarını öğrenmemize imkan veren muhteşem kaynaklar. Covid19 salgınında da bu süreci yaşadık. Yeni şeyler öğrendik. Bize de ilham veren yanları oldu. Kullanılan yeni aşı teknolojisi, virüsle ilgili elde edilen bilgiler, virüse karşı konağın tepkisi. Araştırmalarımızda faydalanabileceğimiz bilgiler de vardı fakat bu konuyla ilgili aktif bir çalışma yürütmedik.

Söyleşi: Mehmet Ekinci

Görsel: Sündüs Erbaş Çakmak'ın laboratuvar arşivinden.

Diğer Yazılar

Soru ve mesajlarınızı e-posta yoluyla bize iletebilirsiniz.

E-Posta Adresi:
info@sessizolmaz.org
Bizi Takip Edin

©2024 Tüm hakları saklıdır.